JaCKaL

JACKAL Teskilat

 Teskilat
Gizli Örgütler
 Ulusal Örgütler
 Ulusal Komplolar
 İstihbarat Birimleri
 Yakın Tarih

 
JaCKaL Menü

 Yararli Linkler :
 Dini Bilgiler
 E-Posta
 İş Arama
 Sözlük
 Önemli Linkler
Radyo Yayınları
Döviz
Borsa
Eglence
Sitemizi Tavsiye Et
Giriş Sayfanız Yapın

 
Site Sayacı
 
Yakın Tarih

ABD, BİZİM ASKERİMİZE NİÇİN MADALYA VERİR?

T.C Genelkurmay (eski) Başkanı Orgeneral İ. Hakkı Karadayı'ya üstün hizmetleri dolayısıyla ABD Genelkurmay Başkanı Hendry Shelton tarafından üstün liyakat nişanı verilmesi Temmuz-1998'de sessiz bir tartışmaya neden olmuştu. Laikliğin ve Kemalizm'in yılmaz bekçisi Türk Genelkurmay Başkanına ABD Genelkurmay başkanı nasıl "liyakat" nişanı verebilirdi? Yapılan eleştirinin özünü madalyanın 'berat'ındaki bazı ifadeler oluşturuyordu.

Karadayı'ya verilen "U.S. Legion of Merit" nişanının "Degree of Commander" "Kumandan Derecesi" adını taşıdığı belirtiliyordu. Bu nişanın ABD Genelkurmaybaşkanlığınca ancak "müstesna-takdire şayan" davranışları tesbit edilen kişilere verilebilen en yüksek paye olduğu açıklandı. Yaşanan sessiz tartışmanın ana noktasını da az önce belirttiğimiz gibi açıklamada kullanılan ifadeler oluşturuyordu.

Aslına bakarsanız şaşıracak bir şey yoktu ancak 28 Şubat sürecinde anti-Amerikan bir söylem kullanan ve TSK'nın da tümüyle aynı rotada olduğu görüşünü ısrarla dile getiren bir kesim "üstün liyakat madalyası"nın gerekçesini bir türlü içine sindiremiyordu. Bu anlamda epeyi zor günler yaşadılar.

1947 yılında başlayan Marshall yardımından bu yana Türkiye ile ABD orduları arasında önemli ölçüde bir iç içelik bulunuyor. Türkiye'nin 1952'de NATO'ya resmen katılmasıyla birlikte de bu işbirliği daha da ileri seviyelere ulaştı. Türkiye'de uzun yıllar tartışma konusu olan ABD üssleri de bu işbirliğinin bir parçasıydı. Hatta işbirliğinin o derece ileri gittiği yazıldı ki, JUSSMAT adı verilen ABD kuruluşunun TSK'daki terfilerde rol oynadığı bile ileri sürüldü.

ASKER HANGİ PARTİNİN MEVZİİNDE?

Tabloid siyah-beyaz haftalık bir gazetenin başyazarı ve aynı zamanda bir siyasi partinin de liderliğini yapan kişi ak saçlı hukukçu bey, 28 Şubat süreci boyunca yazdığı neredeyse tüm yazılarda TSK'nın kendi partisinin "mevziine girdiğini" iddia ediyordu. Bu büyük bir iddiaydı. Hatta, bir özel televizyon kanalında canlı yayında Genelkurmay istihbaratının kendisini sürekli bilgilendirdiğini ilan ediyor ve her konuda açıklama yapmayı itiyad haline getirmiş olan TSK'nın bu ifşaatı yalanlanmaması ise ayrıca soru işaretlerine yol açıyordu.

Herşey iyiydi, güzeldi bu kesim için, ancak bir de şu 'madalya işi' olmasaydı daha iyi olacaktı. Ancak durum sandıklarından farklıydı. Son gelişmeyle anlaşılıyordu ki 28 Şubat sürecinde bile öyle iddia edildiği gibi TSK'nın NATO ya da ABD ordusu ile olan yakın ilişkilerini bir kenara ittiği falan yoktu. İki yıl boyunca ak saçlı hukukçu beyin dillendirdiği ve yine bir kesimin kabul ettiği görüş havada kalıyordu.

TOKTAMIŞ HOCA'NIN HAYAL KIRIKLIĞI

Yaşanan tam bir çelişkiydi. Ancak nedense bunu itiraf eden çok fazla kalem olmadı. Cumhuriyet yazarı Prof. Dr. Toktamış Ateş dışında. Ateş, Org. Karadayı'ya verilen üstün liyakat madalyasını "derin bir üzüntüyle karşıladığını" yazıyordu. Toktamış hoca, 21.7.98 tarihli yazısında, "Türkiye'nin ABD ile tam bir 'uyum' içinde olduğunu sanmıyorum. Daha doğrusu bizim gördüğümüz, ciddi bazı uyuşmazlıklar ve hatta 'sürtüşmeler' olduğu yönündeydi. Acaba bizlerin bilmediği, 'ince' bazı politikalar mı izlendi?"

Öyle ya 12 Mart'ta yaşanan ters köşe oluş yine mi yaşanıyordu? Bazı arkadaşlarının bunu yazdığı için kendisine "komplocu" diyebileceğini söyleyen Ateş, "Ama, anlaşılan bu 'liyakat nişanı'nın ardında bizlerin şimdililk bilemediğimiz ince bazı 'işler' var" ifadesini yineliyordu.

KEMALİZM'E DESTEĞE ABD ÖDÜLÜ!

Ateş'in hayal kırıklığına uğramasına sebep olan şey üstün liyakat nişanı verilirken okunan metinde kullanılan bazı cümlelerdi. Metinde geçen, "Karadayı'nın Mustafa Kemal Atatürk ilkelerine kararlı bağlılığı sonucu, TSK, Türk halkı nezdindeki büyük itibarını, en üst düzeye çıkartmıştır" ifadesini Prof. Ateş, "Buyrun bakalım!" cümlesiyle ve tepkiyle karşılıyordu; "TSK'nın son bir kaç yıldır izlediği politikaların ve özellikle 'laik cumhuriyete ve Atatürk devrimlerine sahip çıkma çabalarının yürekten destekleyicisiyim ve bu konudaki duyarlılıklarından sonsuz bir mutluluk duyuyorum. Fakat bunların ABD silahlı Kuvvetlerini neden ilgilendirdiğini bir türlü anlayamıyorum!"

MADALYA ALMAK AYIP MI?

Ateş, yazısını "Bu madalya içime sinmedi" cümlesiyle bitiriyordu. İşin aslına bakarsanız, Org. Karadayı ABD'den ilk defa madalya alıyor değildi. 1995 yılında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Sullivan'ın elinden daha düşük dereceli bir liyakat nişanı almıştı. Ve ABD'den liyakat madalyası alan ilk genelkurmay başkanı da değildi.

Peki, bir müttefik ülkeden liyakat nişanı ya da madalyası almak ayıp mıydı? Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri hayatına baktığımızda, onun da bir çok madalya aldığını görüyoruz. İlk olarak, 1914 yılında Fransız Hükümetinden Lejyon Donör Nişanı alıyor. Daha sonra 1915'te Bulgaristan Hükümetinden Sen Aleksandr Nişanının Komandör Rütbesi, 1916'da Avusturya-Macaristan hükümetinden Üçüncü Rütbeden Muharebe Liyakat Madalyası ve İkinci Rütbeden Harp Alameti Askeri Liyakat Madalyası ve 1918'de Alman İmparatoru'ndan Birinci Rütbeden Kron dö Pruk Nişanı aldığını öğreniyoruz.

Şimdi tekrar sorulması gereken soru şu; "Bir ülkeden liyakat nişanı almak ayıp mıdır? Ayıpsa bu nişanlar neyi ifade etmektedir? Eğer bunda bir problem yoksa, Karadayı'nın müttefiki olduğu bir ülkeden aldığı nişandan niçin rahatsızlık duyulmaktadır?" Yoksa, sayın Toktamış Ateş, bize...

ABD'NİN KAFAKOL PROGRAMI!

Şimdi de bu sorunun cevabını birlikte arayalım. Bakalım, 'madalyon'un öbür yüzünde neler var? Takvim yapraklarını 11 sene öncesine çeviriyoruz. Sanırız Toktamış Ateş hocayı rahatsız eden de olayın bu yönü. O gün yani 21 Nisan 1989 günü Hürriyet gazetesi 8 sütuna bir manşetle çıkıyordu: "ABD'NİN KAFAKOL PROGRAMI". Üst başlıkta ise şu ifadelere yer veriliyordu: "ABD subay eğitme bahanesiyle, dost ülkelerin gelecekteki yöneticilerini kendi saflarına çekiyor". Sedat Ergin'in (ki kendileri 2000 yılında Bilderberg toplantısına katılmış derin bir gazetecidir) Washington mahreçli haberinin 1. sayfadan duyurulan spotu şu ifadelerle başlıyordu:

"ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral William Crowe, Kongre'de yaptığı açıklamada, müttefik ülke subaylarına, Amerika'da eğitim görmeleri için verilen bursların amacını, 'Bu ülkelerin orduları, askeri ve siyasi lider kadrolarının üzerinde etki sağlama' olarak açıkladı. ABD'nin askeri burs verdiği ülkeler arasında Türkiye liste başında. Burslardan yararlanan Türk subaylarının sayısı ise 4 bin 461".

Haberin içinde ise, 1950 yılından 1987 yılı sonuna kadar geçen 37 yıl içinde ABD'nin Türk subaylarının Amerika'da eğitim ve talimleri için toplam 133 milyon dolar harcadığı belirtiliyordu. Manşet haberin devam eden bölümlerinde Senatör Nunn'un şu sözlerine yer veriliyordu: "Pek çok ülkede ordu, politikanın içinde olmasa bile, kimin siyasi lider olacağı ve ne kadar görevde kalacağı konusunda çok büyük etkiye sahip bulunmaktadır"

Pentagon'un raporundaki şu ifadeler de dikkat çekiciydi: "IMET (Uluslararası Askeri Eğitim ve Talim) programı diğer ülkelerin askeri ve sivil liderlerine gelecekte yaklaşabilmek bakımından da önemli imkanlar sağlamaktadır. ABD'de eğitim görmeleri için seçilen öğrencilerin çoğu zaten üst kademe askeri lider olma özelliğine sahip subaylardır. Bu programda ABD'de eğitim gören askeri liderler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de ülkelerinde önemli görevler üstleneceklerdir. Örneğin bugün dünyada bakan, büyükelçi, kuvvet komutanı ve askeri okul komutanı pozisyonlarında IMET eğitimi görmüş 1500 kişi vardır. IMET, uzun vadeli bir yatırım olarak çok değerli bir güvenlik yardımı aracıdır ve ABD'ye sayısız yararlar sağlamaktadır"

Hürriyet'in o günkü manşetinde dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay'la William Crowe'un yanyana resimleri yayınlanarak, resim altı olarak; "Crowe Torumtay'ı son ABD gezisinde ağırladı ve nişan taktı" ifadesi yer alıyordu.

EKŞİ'NİN ZEHİR ZEMBEREK ELEŞTİRİSİ

Oktay Ekşi ise gerçekten zehir zemberek bir başyazı yazarak, "Dürüstçe konuşalım: Siz eğer kendi subaylarınızı çağdaş askerlik bilgileriyle donatamıyorsanız, dün Alman'ın eline, bugün de Amerika'nın gözüne bakarsınız. Eğitilsin diye gönderdiğiniz subay da, elbette kendisini onlara daha yakın hisseder" diyordu.

12 Eylül ihtilalini Başkan Jimmy Carter'a duyuran Paul Henze'ın "Bizim çocuklar işi becerdi" anlamına gelen "Our boys have done it" ifadesini kullanması aslında Hürriyet'in manşetini 9 sene öncesinden özetliyordu. Ya da Yunanistan'ın NATO'ya dönüşündeki en büyük engel olan Türkiye vetosunu General Rogers'in "asker sözüne" güvenerek kaldıran ve Türkiye'nin AB yolundaki bütün kozlarını yakan 12 Eylül lideri Kenan Evren'in bu kararını bu başlık altında değerlendirmek mümkün mü bilemiyoruz. Madalya ile ilgili küçük bir anekdot... Edinilen bilgilere göre şimdiye kadar dünyada çok sayıda yabancı askeri lidere sunulan bu nişanı İngiltere ve Avustralya gibi bazı ülkeler kabul etmiyormuş.



Yakın Tarih (Arşiv)

Kim kurdurtuyor bu partileri?
Koç'un Gizli Ortağı
ABD: Türkiye Oltadaki Balık
ABD'nin Kafakol Programı
Tetikçiler
Gazi, İnönü'ye küskün öldü
İngiltere Türkiye'de niçin banka kurar?

Menderes'in Son Mektubu
31 Mart Hadisesi'nin İçyüzü


Hazirlayan JaCKaL