|
BİLDENBERG
(Yeni Dünya Düzeninin
Düşünce Platformu)
Her sene mayıs
ayının son haftasında
dünyanın seçkin
isimlerinin katılımıyla
gerçekleştirilen
Bilderberg Toplantıları'nın
amacı dünyayı kontrol
altında tutmak.
Büyük bir gizlilik
esasına göre yürütülen
bu platforma her
sene Türkiye'den
de etkin isimler
davet ediliyor.
Toplantıya Türkiye'den
katılan isimler
arasında son dönemde
özellikle medya
mensuplarının olması
dikkat çekiyor.
Bilderberg Toplantılarını
yakından takip eden
gazetecilerin çıkardıkları
'The New World Order
Intelligence Update'
(WOIU) gazetesinin
1998 zirvesiyle
ilgili değerlendirmesi
şöyleydi: "Eğer
Kosova sorunu engellenirse
sıra Kıbrıs'a gelecek
ve Kıbrıs'ta savaş
çıkabilir."
Kosova'da savaş
çıktı, NATO'nun
müdahalesiyle birlikte
bitme noktasına
geldi ve ateşkes
ilan edildi. Aynı
yıl G-8 toplantısında
bir araya gelen
gelişmiş ülkelerin
liderlerinin üzerinde
mutabık oldukları
konuların başında
ise ne tesadüf Kıbrıs'a
ilişkin nihai bir
çözüm başı çekiyordu.
Bu gelişmelerin
hepsi de, yani hem
Kosova olayları
hem de Kıbrıs'ta
ön şartsız bir anlaşma
isteği dünyada meydana
gelen olayların
birer tesadüfilikten
ziyade program dahilinde
gerçekleştiğini
gözler önüne seriyor.
"Yeni Dünya
Düzeni"
Özellikle
körfez savaşı sonrasında
Amerika'nin dillendirdiği
yeni dünya düzeninin
fikir çiftliklerini
ise Bilderberg,
CFR ve Davos Grubu
gibi toplantılar
oluşturuyor.
ilk
Bilderberg Toplantısı

1998 yılında Bilderberg
Toplantısına katılan
Emekli Büyükelçilerimizden
Gündüz Aktan da
Kırca'nin tespitine
benzer bir değerlendirme
yapıyor: "Eğer
Bilderberg'e katılıp
yıldızı parlayan
varsa bu Bilderberg'in
davet ettiklerinde
ne kadar isabetli
olduğunu gösterir.
Bilderberg'in üyeleri
belli bir düzeyin
üstündeki insanlar
zaten."
GÜNDÜZ AKTAN(Emekli
Büyükelçi) :
"BILDERBERG
BÜYÜK GÜCÜN ETKİSİNİ
GÖSTERDİĞİ ALANDIR"
"BILDERBERG
YÜRÜTMEYE YÖNELİK
ÖN UYGULAMADIR"
Bilderberg Toplantılarına
katılan birisi ilk
kez konuşuyor. Gündüz
Aktan 1988 yılında
Dışişleri Bakanlığı'nda
görevli iken katılmış
Bilderberg Toplantısına.
Katılımcılardan
birisinin ilk kez
konuşuyor olması
ne kadar sıradan
da olsa anlattıklarını
değerli kılıyor.
En azından giz perdesini
aralıyor.
--Bilderberg toplantılarını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilderberg'in özelliği
katılanların bir
kez daha katılamamasıdır.
İki şekilde katılım
oluyor. Bir bu toplantının
daimi üyeleri var
birde bu daimi üyelerin
davet ettikleri
davetliler var.
Bu davetliler bir
kere katılabiliyorlar.
Bakın fikir üretme
çok güç bir iştir.
Buralar bir nevi
fikir üretim merkezleridir.
Dünyada çok çeşitli
olaylar oluyor ve
bu olaylara ilişkin
herkesin farklı
düşünceleri var.
Hele başlangıç dönemlerinde
bir olayı anlamak
kavramak ve o olay
hakkında bir fikir
geliştirmek öyle
kolay değil. Dolayısıyla
bu toplantıda karşılıklı
olarak fikir söylerken
herkes birbirinin
fikrinden yararlanarak
bir olayı daha kolay
anlayabiliyor. Bir
kere anlama var.
İkincisi herkes
birbirinin fikrini
duyuyor bunu anlıyor
ve bunun sonucunda
da birbirlerini
anlıyorlar. Üçüncü
aşamada ise konu
tamamen anlaşıldığında
bu konuya ilişkin
neler yapılabilirler
ortaya çıkıyor.
Çünkü; bu tür olaylar
her zaman bir sorun
niteliğinde. Bu
nedenle bizim bu
sorunlara ilişkin
bir takım önlemler
almamız gerekebilir.
Bu önlemlerin neler
olabileceği burada
ortaya çıkıyor.
--Sizde Bilderberg
Toplantıların katıldınız
herhalde...
Evet bende bu toplantıya
1988 yılında katılmıştım.
Daimi bir üye dostumun
davetiyle.
--Kimler davet
ediliyor, davet
edilmede kriter
neler?
Davette üyeler
serbest, her üyenin
iki kişiyi getirme
hakkı var. Bu hakkını
kendi ülkesi vatandaşına
dönük olarak ta
kullanabilir başka
bir yabancıya dönük
olarakta... Dolayısıyla
davet edilmede kriteri
daha çok üyenin
kendisi belirliyor.
--Nasıl bir ortam
var?
Aslında normal
toplantılardan çok
farklı değil. Hep
genel kurul şeklinde
toplanıyor. Yani
iki üç parçaya bölünmüyor.
Gündem maddeleri
herkesin birlikte
toplandığı kuruldu
tartışılıyor. Belki
bizim toplantılardan
temel farkı insanların
bizdekilerden çok
daha az konuşma
imkanına sahip olmaları.
Orda çok büyük bir
sınırlama var. Çünkü
genel kurul halinde
yaklaşık iki yüz
kişi toplanınca
herkese uzun konuşma
imkanı verilemiyor.
Konuşmaların durumlarını
üçe ayırmışlar.
Birisi, on dakikalık
daha önceden hazırladığı
bir sunuş konuşmasını
yapıyor. Bu konuşma
gündem maddelerine
ilişkin. Ondan sonra
sizin üç çesit söz
hakkınız var. Bir
konunun uzmanı iseniz
beş dakika konuşabiliyorsunuz.
Konunun uzmanı değilseniz
üç dakikalık bir
konuşma hakkınız
veya bir dakikalik
bir soru hakkınız
var. Bunlar böyle
lambalar ile yönetildiği
için kimse süresini
aşmıyor. Bu fikirlerin
süratli söylenmesini
ve tartişmaların
süratli bir şekilde
yapılmasını sagliyor.
--Tartışılacak
konular önceden
mi tespit ediliyor?
Evet daha önceden
tespit ediliyor.
Konuların tespitinde
en önemli etken
güncelikleri. Mesela
bizim gittiğimiz
zamanlar Sovyetler
Birliğinin sarsıntı
geçirmekte olduğu
bir dönemdi ve dolayısıyla
konuşulan konu Sovyetler
Birliğiydi. Birde
silahsızlanma konuşulmustu.
--Bilderberg Toplantılarının
dünya politikalarına
yön veren güçler
üzerinde etkisi
var mı?
Tabii var. Kendi
görüşlerini yoğun
bir şekilde bu platformlara
sokabilirler orada
tartıştırabilirler.
Birden fazla konuşmacı
girer oraya. Yani
dünya politikasında
etkin olan güç yalnız
kendisi değil kendi
araştırma kuruluşlarıyla
buraya girer. Birde
bunun dışındaki
güçler ve onların
araştırma kurumları
da süper gücün politikasını
çok yakından izlerler.
Dolayısıyla onunla
ilgili görüşler
ileriye sürerler.
Bu görüşlerin tartışıldığı
bir forum etkin
gücün fikirlerin
anlaşılmasına yayılmasına
imkan verir. Bu
bakımdan etkinliğini
artırır. Ama bunun
terside geçerli.
Yani diyelim ki
bir süper gücün
görüşlerine politikalarına
ilişkin tepkiler
varsa. Bu tepkiler
burada ortaya çıkar.
O zaman o süper
güç kendi politikasını
bu tepkilere göre
ayarlayabilir. Yani
iki yönlü bir etkileşim
var.
--Yani bir anlamda
etkin güçlerin dünyaya
yönelik politakalarının
ön uygulama sahası
diyebilir miyiz?
Ama tek forum burası
değil ki. Uluslararasi
kamuoyu var uluslararası
medya var. Herkes
zaten bu gücün bir
konudaki fikirlerini
böyle toplantılara
gelmeden çok önce
duymaya başlar.
Onların kendi gazetecileri
var bunlar aracılığıyla
yayarlar görüşlerini.
Kendi toplantıları
var araştırma merkezlerinde.
Dolayısıyla yalnız
başına bu foruma
büyük gücün görüşlerinin
uygulama sahası
demek bence biraz
ileri bir şey. Belki
bir çok adımdan
bir tanesidir. Ama
yan yana getirdiğiniz
insanlar böyle bir
toplantıda çok seçkin
insanlar olacağı
için o toplantı
önem kazanır.
--Peki bu tür forumlar
tamamen hükümetlerin
etkilerinin dışında
mı yapılıyor?
Hiç mi hükümetlerin
etkileri yok? Bir
kere böyle bir ayrım
neden olsun ki?
Ayrıca ayırmaya
da imkan yok. Çünkü
politikadan bahsediyorsanız
böyle bir ayrımın
olması imkansız
zaten. Uygulamaya
dönük mü? Dönük.
Benim fikrimi aldığı
zaman değiştirir
mi? Değiştirir.
Dolayısıyla bunların
hepsini kül olarak
algılamak daha dogru.
Ama şurası muhakkak.
Burası akademik
veya teorik bir
tartışma ortamı
değil. Burasi tam
tersi uygulayama
yürütmeye yönelik
bir ön uygulama
sahası. O bakımdan
büyük gücün etkisini
göstereceği bir
alandır. Ama bence
ayırım çok önemli
değil.
Adını ilk toplantının
yapıldığı Hollanda'daki
Bilderberg Otelinden
alan bu grup toplantıları
soguk savas döneminde
1954'te basladı.
O günden bu yana
her sene değisik
bir ülkede geniş
bir katılımla toplantılarını
gerçekleştirilen
bu toplantılara
dünya siyaset sahnesinin
önemli isimlerinden
tutun, medyada yer
alan isimlere, ticaret
alanından, sanata
değin geniş bir
yelpazede seyreden
seçkin bir davetli
topluluğu katılıyor.
Türkiye'den de etkin
kişilerin katıldıgı
bu toplantılardan
iki tanesi de Türkiye'de
gerçekleştirildi.
İlki 1959 yılında
İstanbul Çınar Otel'de
ikincisi ise 1975
yılında Çesme Altın
Yunus Tatil köyünde
gerçekleştirdi.
Büyük bir gizlilik
esasına dayalı olarak
gerçekleştirilen
toplantıların ana
amacı kuşkusuz dünya
siyaseti üzerinde
önceden programlamalar
yapmak ve projeler
geliştirmek. Şimdiye
kadar yapılan hemen
hemen tüm toplantılardan,
ki çoğunda tanınmış
gazeteciler davetli
olduğu halde tek
bir satırın yazılmamıs
olması ancak bu
toplantıların ne
denli önemli kararlar
aldığı ve gizlilik
esası üzerine çalıştıkları
ile açıklamak mümkün.
Çünkü Bilderberg
Toplantılarının
kendine has katı
kuralları mevcut.
Geleneksel Taksim
Toplantıları da
bir defalık istisna
hariç aynı niteliğini
koruyor.
Bu bir tesadüf
mü yoksa bilinçli
bir benzerlik mi
bilemiyoruz. Her
iki toplantıya da
geniş bir gazeteci
katılımı oluyor.
Ama medyada tek
bir satır yer almıyor.
Çünkü toplantıya
katılanların not
tutmaları, hatta
içeri kalem ve not
defteri bile sokmaları
yasak. Peki bu kurumun
ve toplantıların
hafızası nasıl korunuyor,
alınması gereken
notları kim tutuyor
belli değil.
Toplantının ne
denli büyük bir
gizlilik içinde
yürütüldüğünü grubun
etkinliklerini araştıran
Robert Eringer,
"Bilderberg
Group, The Global
Manipulators "adlı
kitabında da açıkça
dile getiriyor.
Eringer, kitabin
çalışma safhasında
toplantılara muhtelif
tarihlerde katılan
dışişleri bakanlarına
ve CIA'ye yazdiği
mektuplara şaşırtıcı
cevaplar alıyor.
Gelen cevaplarda
adı geçen dışişleri
bakanları ve CIA
böyle bir grubun
varliğını bilmediklerini
belirtirler.
1954 yılında ilk
toplantılarını yapmalarına
rağmen dikkatleri
çekmesi 70'li yıllara
rastlayan Bilderberg'te,
tartışılacak konular
önceden tespit ediliyor
ve konular üzerinde
herhangi bir teklifte
bulunulmasına izin
verilmiyor. Burada
konuşulanlar kayda
alınmadığı gibi
toplantı sonrasında
yazılı ve görsel
manada bir belge
niteliğinde alınan
kararlarda olmuyor
dolayısıyla.
Toplantilar genellikle
Mayıs ayının son
haftasında yapılıyor
ve katılanlar yaklaşık
üç günlük toplantı
süresince dış dünya
ile bağlantılarını
koparmak zorunda
kalıyorlar.
Türkiye'den de
her sene katılanlar
oluyor. 1999 yılında
gerçekleştirilen
Bilderberg toplantısına
Hürriyet Gazetesi
Ankara Temsilcisi
Sedat Ergin, Merkez
Bankası Başkanı
Gazi Erçel, TÜSİAD
Başkanı Erkut Yüceoğlu,
Koç Holding'ten
Suna Kıraç gibi
tanınmış simalar
katıldı. Ama Türkiye'nin
Bilderbeg toplantılarına
iştirak etmesi yeni
değil. İşadamı Selahattin
Beyazit daimi üye
sıfatıyla her sene
katılıyor. Şimdiye
kadar toplantıya
katılan Türkler
arasında eski Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel,
Başbakan Bülent
Ecevit, Anavatan
Partisi Genel Başkanı
Mesut Yılmaz gibi
isimler ilk akla
gelenler.
Bunlar dışında
katılan diğer ünlüler
ise şöyle; 1995
yılında Meclis Eski
Başkanı Hikmet Çetin,
Prof Dr. Şerif Mardin,
1996 yılında Selahattin
Beyazıt, Eski Bakanlardan
Emre Gönensay, ve
Merkez Bankası Başkanı
Gazi Erçel. 1997
yılında; yine eski
bakanlardan Vahit
Halefoğlu, Sabah
Gazetesi patronu
Dinç Bilgin, Enka
Holding'ten Sinan
Tara, Prof. Dr.
Üstün Ergüder. 1998
yılında ise İktisadi
Kalkınma Vakfı Başkanı
Meral Gezgin Eris,
Koç Holding'ten
Suna Kıraç, Özelleştirme
İdaresi Başkanı
Uğur Bayar ve Dışişleri
Bakanı İsmail Cem
katılmıştı.
1-3 haziran 2000
tarihlerinde Belçika'da
gerçekleştirilen
48. Bilderberg toplantısına
konuşmacı olarak
halen TÜSİAD yönetim
kurulunda Sosyal
İşler Komisyonu
üyesi olarak görev
yapan dönemin NTV
yöneticisi Nuri
Çolakoğlu katıldı.
Çolakoğlu, bu toplantıdan
çok kısa bir süre
sonra NTV'den ayrılarak,
Bilderberg toplantısına
Türkiye'den davet
edilen bir diğer
önemli isim olan
TÜSİAD üyesi Muharrem
Kayhan'ın da ricasıyla
TÜSİAD'a yönetici
oldu. CIA başkanı
John Deutch, ABD
Dışişleri eski Bakanı
Henry Kissinger,
Yunanistan Dışişleri
Bakanı George Papaendrau
gibi önemli isimlerin
yer aldığı toplantıda
konuşulanlar esrarını
korurken, düzenlenen
toplantılara IMF
ve Dünya Bankası
başkanlarının da
katılması durumu
biraz daha iyi özetliyor.
Dünyada aslında
Bilderberg'ten başka
henüz günyüzüne
çıkmamış önemli
çalışma gruplarının
da varolduğunu belirten
Emekli Büyükelçi
İsmail Berduk büyük
sermayedarlar tarafından
gerçekleştirilen
bu tür toplantılarda
çalışma prensiplerinin
gizlilik esası üzerinde
gerçekleştirilmesiyle
ilgili şunlari söylüyor:
"Gizli olmaları
doğaları gereğidir.
Şimdi diyelim ki
orada Türkiye'deki
bir parti hakkında
herhangi bir karar
alındı veya Apo'nun
asılıp asılmaması
konusunda bir karar
alındı siz bunu
nasıl açıklarsınız?
Doğal olarak açıklayamaz
ama uygulamak zorunda
kalırsınız. Ve uygulamak
zorundasınız."
Özellikle üçüncü
dünya ülkelerinin
bu tür platformlarda
alınan kararları
uygulamalarının
birer zorunluluk
olduğu nüansına
vurgu yapan emekli
büyükelçi "ya
uygulanmazsa?"
sorusuna su çarpıcı
yanıtı veriyor:
"Burada gaye
sözü geçen hükümetlerin
kendilerine yakın
olan hükümetlere
yaşam hakkı vermeleri
kendilerine uzak
olanlara ise yaşama
hakkı vermemeleridir.
Yani uygulanmama
noktasında veya
muhalefet noktasında
şansınız yok, sizi
her alanda sıkıştırırlar
ve yaşam hakkı elinizden
alınır."
Olgaçay'ın bu tespitine
Kanada'da yayınlanan
Toronto Star isimli
gazetenin 30 mayıs
1999 tarihli sayısında
yer alan su değerlendirmesi
de önemli bir dayanak
oluşturuyor. Gazetenin
bir bilim adamına
dayandırdığı tespiti
şöyle: "Bilderberg
çok güçlüdür. Aldığı
her kararı istediği
ulusa dayatma gücüne
sahip. Dolayısıyla
bir ülkeyi yükseltmesi
de çöküntüye sevk
etmesi de an meselesidir."
Dışişleri Bakanlığı
da yapan eski Büyükelçilerimizden
Coskun Kırca ise
toplantıların gizli
yapılmasına değisik
bir değerlendirme
getiriyor. Kırca'ya
göre aslında toplantıların
gizli yapılması
sadece konuşulanlara
daha rahat bir ortam
oluşturma isteğinden
ileri geliyor: "Bilderberg'de
konuşulanlar yeterince
açıklanmıyor. Çünkü
bazı konularda çok
açık seçik konuşacaksanız
orada basının olmaması
lazım. İnsanlar
basının olduğu yerlerde
bazı şeyleri konuşmak
istemeyebilirler.
Mesela geçen sene
Hürriyet'ten Sedat
Ergin katıldı. Toplantıdan
hiç bahsetmedi köşesinde.
Herhalde kamuoyunu
ilgilendiren konular
konuşulmadı ki yazmadı.
Bildiğim kadarıyla
bu sene Çin konuşulmuş.
Çin konusu Hürriyetin
vasat okuyucusunu
niye ilgilendirsin
ki?..."
Dünyanın seçkin
isimlerinin bir
araya gelip daha
önceden belirlenen
uluslararası konularda
belirli kararlar
aldıkları bu tür
toplantıların göze
çarpan önemli başka
bir yönü ise buraya
katılanların yıldızlarının
parlamasıdır. Amerika
Birleşik Devletlerinde
başkanlık yapmanın
yolu Bilderberg'e
katılmaktan geçiyor
adeta. Jimmy Carter,
Ronald Reagan, George
Bush ve son olarak
da 1991 yılında
Arkansas'da vali
iken katıldığı Bilderberg
Toplantısının sonrasında
Bill Clinton başkanlık
koltuğuna uzanan
isimler.
İngiltere
eski Başbakanlarından
Margaret Thatcher
de bu toplantıya
katıldıktan sonra
başbakanlık koltuğuna
oturmuştu. Bizden
katılanlar arasında
bulunan ünlü siyasilerimizden
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanlığı'na,
Bülent Ecevit ve
Mesut Yılmaz ise
Başbakanlığa yürüdü.
Buraya katılanlardan
bir çoğunun liderliğe
oynamasında az da
olsa Bilderberg
toplantılarının
etkisinin olabileceğine
dikkat çeken Coşkun
Kırca'ya göre esas
altı çizilmesi gereken
lider rolüne aday
insanlarin davet
edilmeleri: "Katılanların
birçoğu zaten katılmadan
önce kendi memleketlerinde
o tür platformlara
uygun görüşler dillendirmiş
insanlardır ve önemli
insanlardır. Bu
toplantılar onların
katılmasıyla önem
kazanıyor. Mesela
Henry Kissinger
zaman zaman katıldı
bu tür toplantılara
ama Henry Kissinger
bu toplantıların
dışında da konustuğu
zaman zaten söylediklerine
önem atfedilir...
Dolayısıyla Henry
Kissinger'in bu
toplantılara katılması
toplantılara önem
katar."
Yazının
devamı için tıklayın
ULUSLARARASI ÖRGÜTLER
(Arşiv)
GLADIO'nun
yeni düşmanı İSLAM
I
M F
Bilderberg
Toplantıları I,
II, III
|